02 Nisan 2011

Aşk Mucizeleri Sever

     Biraz (hatta oldukça) geç kaldığımı biliyorum ama yayınlamamam gerekiyordu. Sikten bir sebep üzerine hem de... Olsun...

     Kindar biri değilim. Dostum düşmanımdan fazladır. Hümanistim. Herkesi sevebilirim.

     Ama bazen toplumdan nefret ediyorum. Kin kusabiliyorum. Beni benlikten çıkaranların sorumlusu gerizekalı, düşünmekten kilometrelerce uzak olan, “realist olmayan boktan şeyler olsa da para verip de inansak” modunda solumaya devam eden insanlar. Pek çok şey var aslından beni benlikten çıkaran fakat burada sadece tek bir konudan bahsetmek istiyorum. 

01 Nisan 2011

Vücut




Seks
Yolun başlangıcı
Hayatın biricik anlamı
Güzel vücutlar dolanırdı
Gün be gün güzelleşti hepsi
Parfümler uçuştu gökyüzüne
Işıklar süzüldü karanlıklara
Kokular yayıldı sokaklara
Kedi gibi sessizce
Yılanlar gibi
Fareler gibi
Topuklar tıkırdadı
Kutsal kitap oldu dergiler modern çağda
On dördünde kadın oldu genç kızlar aceleyle
Gelen geçeni izledim balkondan elimde sigarayla
Havaya üfledim dumanı parfüm kokularına kavgaya
Zevk içinde seyrettim arkama yaslanıp kral edasıyla
Düşkün bir adam gördüm çöpten ziyafet araklarken
Dilberin biri geçiyordu yanından görmezden gelip
Adalet bizimle taşak geçiyordu gülme kriziyle
Umarsızca bir sigara daha yaktım sonra
Aşkı düşündüm acaba kaldı mı diye
Birkaç gram aşk dilendim
Sarıp içeyim diye
Kıvrımlar kıvrımlar
Her yerde gözüme battılar
Kadın vücudundakiler özellikle de
Uykumu böldü gece vakti ani sevişmeler
Kaybolmak istedim hep bilmediğim diyarlarda
Tanımadığım kadınların kasvetli yatak odalarında
Geceyi bekleriz her uyandığımda günün ilk ışıklarıyla
Şeytana davetler yolladım en sıkı dostum olsun diye
Çocukluğumu izledim gözlerimde aynaya baktıkça
Tanıştığım ilk dudakların suçluluğu vardı içinde
Ve yine kadınlar vardı dünyayı yönlendiren
Kirlenmeye beş kala bir gencin kalbinde
Erkeklere şekil veren o berberlerde
Mezarımda bulacaktım kendimi
Ceplerim dolu günahlarımla
Attığım o kahkahalarla
Yitirdiğim o aşklarla
Ah bir sigara daha
Tek bir gün daha
Seni sevebilmek
Koklamak için
Cehennemde
Gülmek için
Masumiyet
Çocukluk
Acılarım
Karanlık
Savaşım
Gençlik
Günah
Kadın




18 Mart 2011

Erotik Resimler Çekip 'Arkadaşlık' Sitelerinde Yayınlamak

     Kompleks bir hayatın getirdiği başlıca sorunlardan biri, düzensiz bir hayattır. Eminim her insan böyle düzensiz, boktan, sıkıcı, zaman zaman benliğinden nefret ettirici fakat ironik bir manzarayla, içinde bir tutam mutluluk barındıran günler geçirmiştir.
     
     Erkeklerin kadınlardan farklı olarak (kişisel bakım ve onarım) böyle günlerde evinde bilgisayar ve internet bulunduruyorsa şayet en çok yaptığı şey net surfingtir. Ve tabiî ki artık farz olmuş, herkesin herhangi bir arkadaşlık sitesinde üyeliği olduğuna göre en iyi alternatif bu sitelerde takılmak gibi duruyor. Biliyorum, tümdengelim gittikçe sivrileşiyor ama bir şey daha eklemek istiyorum: yalnızlık. Evet, bu manzaraya yalnızlık da eklediğimiz zaman istediğim profil ortaya çıkıyor.
     

17 Mart 2011

Kafana Göre Kalıbını Kullanan Kızlar




     'Hadi ordaan', 'yallaaa', 'yol al', 'herkes kafasına göre', 'dalgana bak', 'biz böyleyken siz böyleydiniz de biz farklıydık' bla bla bla... Öyle sanıyorum ki çoğunuz bu tarz, hala spesifik bir başlık altında toplanmayan lafları duymuşsunuzdur ve bilmem belki de bir kısmınız kullanıyorsunuzdur ki umarım çok küçük bir kısmınız kullanıyorsunuzdur.
     
     Yeni nesilden nefret eden bir yetişkin gibi konuşmayacağım ama gerçekten de nereye gidiyoruz? Bence ve ne yazık ki sonsuza dek giden bir yok oluşa, bir kara deliğe… Pek de şikayetçi sayılmam yaşadıklarımdan ama acı son da beni korkutmuyor değil. İnsanlar birbirinden nefret eder oldu. İlk izlenimin bir avans niteliğinde taşıdığı saygı tamamen kayboldu. Ve şahsen, özellikle bu kelimeleri karşı cinse kesinlikle yakıştıramıyorum.
     

05 Mart 2011

Ölüm ve Seks




     Klişeleşmiş film sahnelerindeki gibi ateşli bir öpüşmeyle içeri girerken gömleğinin düğmelerini açmaya çalışıyordum. O an bunu bilinçsizce yaptığımı ertesi sabah cesedinin başında sigaramı yakarken farkına vardım. Sanki uzay boşluğunda dans eder gibiydik. Önceden provası yapılmış bir rol gibi sevişirken aslında gerçekten o işi yapmak istemediğimin farkındaydım. Prensipleri bilirsin, özellikle çevrendeki insanlardan, beni anlayacağını tahmin ediyorum o yüzden. Kapıdan içeri girince iş bitmiştir, sakın unutma bunu.
      
     O ana kadar gerçekten kaliteli bir espri yapamamıştı, gerçi kendini bu konuda yetenekli falan sanıyordu ama “Sakın arkadan sikmeye kalkma, çüküne sıçarak ereksiyonunu kaybedemem.” derken beni bu sefer cidden güldürmüştü. Aptal değildi, sarışındı. Maceralara koşmayı seven bir tip. Aşktan uzak, anı yaşayan, sevmeyi bilmeyip sevişmeyi çok iyi bilenlerden. Beyaz Porsche'lu prensini aramıyordu. Gerçek bir kadın ziyan oldu.
      
     Hafif bir mahcuplukla odama girerken keşke daha önceden temizlikçi çağırsaydım diye düşündüm. Ama zaten kız bu kadar uçmuşken ertesi sabah geceyi hatırlamayacaktı. Sonsuza dek… Yatağa uzandı, külotlu çorabını çıkarırken gözleriyle erkekliğime taciz ediyordu ki o an bu ikimizin de karlı çıkacağı bir alış verişti. Bu manzara karsısında dejavu olduğumu hatırlıyorum, karşımda yatan kurban, kölem, istediğim her şeyi yapacak bir kıvamda olduğunu kendi de itiraf etti. Bu benim vicdanımı rahatlatmaya yetmişti. Tamamen çıplak kalmayacak şekilde sütyenini göğüslerinin altına alarak onları daha çekici hale getirdi. Kız işini biliyor diye düşündüm. Evet biliyordu ve gerçekten iyi öpüşüyordu. Onunla bir kez daha öpüşmek isterdim, ama her şeyden önce prensipler… Koyu kestane rengi saçları oral seks yaparken sikimi örtecek şekilde dağınıktı. Ellerimle saçlarını arkadan toplamak hiç işime gelmedi ve akışına bıraktım. Eğer boşalırsam biterdim. Bu sadece yemdi, kuşu yakalamak için yemini israf etmelisin. İçine girmemi kabul ettiği anda avantaj bendeydi. Buradan sonrası çocuk oyunuydu benim için. Sivilceli ergenler gibi şapka takmama da gerek yoktu, ölüm korkusu ve bu korkunun verdiği gazla saatlerce gidebilirdim. Saçını parmaklarım arasına aldım ve eğilerek başını kaldırdım. Öpüştüğümüz son an, o andı.
      
     Sanki beynimi okuyordu, olacakları biliyordu, hatta belki öleceğini bile… Kaderine razı olmuş bir orospu gibi sevişiyordu ve yüzündeki gülümseme bazen kahkahalara dönüşerek hiç bitmiyordu. Sanki sıcakken her tarafına iğnelerin saplanması gibi sinirime dokunuyordu bu anlık patlamalı kahkahalar. Önceden çalışılmış bir rol gibi arkasını döndü ve sikimi tutarak çekti. Onun kuklasıydım. Kendimden o kadar emindim ki artık bilinçsizce, sanki zaten olacaklar belliymiş gibi içimden “Bırakayım da son anlarında kontrol kendisindeymiş gibi hissetsin zavallı.” diyebildim. Bu oyundan artık ilahi bir güç alıyormuşum gibi hissediyordum.
      
     Artık içindeydim. Kontrol bendeydi. Ellerim kalçalarından çekmek konsantremi dağıtacağı için ayaklarıyla pantolonumu çıkarmasını istedim. “Daha çok verim almak istiyorsan ayaklarımın arasını biraz daha açmam lazım.” dedim ayaklarını pantolonuma kancaladığında. İnlemelerin desibeli ivme kazanmıştı ki bu hiç istemediğim türden bir seksti. Aslında boşalabilmem için gayet elverişli bir motivasyondu ama o an boşalırsam oyunu kaybederdim. Bu ölümcül oyunu…
      
     Beş dakikalık sıradan git gelden sonra artık gerçekten oyuna başlamanın zamanı gelmişti. O kıvamı hissediyordum. Tüm kozlarımı kullanmam gerekliydi, sağdan soldan gelerek başını döndürmeliydi, bu iğrenç hastalığın ve karanlık oyunun gerçek şeytani yüzünü gün ışığına çıkarmanın vakti gelmişti. En sonunda Muhammed Ali gibi son darbeyle, ölümcül darbeyle noktayı koymalıydım. Beynim sağ elime saçından tutması için komut verdiğinde sol elim çoktan klitorisiyle dans etmeye başlamıştı. Gerçek şov işte tam zamanıydı.
      
     Bütün vücudunun cinsel hazzı doruk noktasında hissettiğinin farkındaydı amının içindeki sikim. O da hissediyordu, onun zekası bana yön veriyordu. Çarşafı sıkıp çeken elleri görsel olarak bu hipotezi destekliyordu. Tribündeki şeytanların tezahüratlarını duyabiliyordum: “Öldür onu, zevkten öldür onu!” gaza getiren bu bağırışlar artık onu sadece sikilmesi gereken bir nesneymiş gibi düşünmemi sağladı. Anladım ki bu oyun bu sefer de benimdi. Benim zaferim, onun ölümü olacaktı. Bu karanlık, seks kokan oda onun mezarı olacaktı. Odadaki diğer seks kurbanı ruhlar bu zavallı kız için göz yaşı döküyorlardı. Fakat zincirlenmiş bedenleri onu kurtaramazdı. Seks ve ölüm… Ne kadar cazipti! Azrail kapının önünde bekliyordu. Rahatsızlık ya da ayıp olmasın diye değil, artık benim elimden olan bir ölümü bir kez daha görmeye tahammül edemiyordu. Genç kadın Everest’in tepesinde gibi hissederken ben onu yerin dibine çekiyordum ama o olanların farkında değildi.
      
     Sanırım 15. ya da 20. dakikanın sonunda inlemelerin ses seviyesi son noktaya gelmişti. Zafere bir adım kalmıştı. Bu kadın düşmanın listesine bir kurban daha eklenecek ve iğrenç sınır tanımaz egosu bir kez daha tatmin olacak ve kendini iyi hissedecekti. Evet bu onun ruhunun gıdasıydı, zevkten çığlıklarla ölen bir kadının son haykırışları. “Senden nefret ediyorum orospu çocuğu!” diyerek hayatını bu cümleyle tamamlarken hala kahkahalar içindeydi. Yüksekten düşen bir bez bebek gibi yatağa yığıldı cesedi. Azrail kapıyı tıkladı ve bir ruhu daha bu seks ve ölüm odasına zincirledi. Yüzümde bir rahatlama ve zafer sarhoşluğu ifadesiyle yatağa uzandım, rüyalara dalıp hayal gücümün vicdan azabı beni azarlamasına hazır olarak uykuya daldım.




23 Şubat 2011

Klasik Adam




Duygularımın katili,
Kendi yalnızlığımda yaşıyorum kendimi,
Sevişiyorum kendimle saatlerce.

Şeytan yatağına çağırıyor beni.
 Elinde viski sarhoş gecelere davetliyim.
Ölüm ve seksin doruklarında bir saat isteğim...

Beni benden vazgeçiren kadın...
Hayatımın bütün anlamını yitirten şeytan...

Yine yaptı yapacağını,
Aklıma girdin sinsice sigaramın dumanı gibi...

Çekip gidemem buralardan zincirli ellerimle,
Sarhoşum bu gece de yine.

Çarşafıma sinen onca kadının kokusu,
Hepsinin yüzünü unuttuğum...

Bir orospu gibi harcanmış anılarım.
Kanım rengini kaybediyor.

Kumarda kaybettim yine,
Teselli ödülüm aşk nerede?

Klasik adamın hüzün sonu,
Yatağında kirli bir cesetle...
Tertemiz süsü verilen kirli ölüm...

Küllükte canı çıkmış her bir sigaram,
Yalnızsın sen de benim gibi...




Bir Ben Vardı




Bakmayın çevremdeki onca insana,
Yalnızım ben aslında.

Ve bakmayın sırıttığıma,
Mutsuzum ben aslında.

Yalnız ve mutsuz…
 Ele avuca gelir şeyler ölmek için.

Ve bastırılmış acılarım…
Beynimin derinliklerinde yatan sırlar…
Utanç verici fantezilerim…

Olmak istemediğim şeyim ben.
Olmak istemediğim yerdeyim.

Bir dramın başkahramanı...
Tek kişilik oyunum ben.

Sancılı günler kuyruk oluşturmuş önümde,
 Arkamda bıraktığım aşklardan tiksinmiş halde…

Tüm kartlarını masaya koymuş,
 Benden intikam alıyor hayat.

Özünden uzaklaşmış,
 Votkaya dökülmüş vişne suyuyum ben.

Mis gibi kokan bebektim daha dün.
 Sakallı pis bir adamım bugün.
 Güzel sesim vardı,
 Şarkı söylerdim, dinlenirdim.
 Şimdi ise radyo cızırtısı konuşmalarım…
 Duman öksürüyorum bugün.

Hayal kırıklıkları paketledim.
 Eşe dosta, herkese verdim.
 En büyüğünü babama sakladım.

Her güne yeni bir gün diye başla dediler.
Yeni bir gün yoktu her günüm aynıyken.

On yaşında özledim çocukluğumu
Yirmime gelmeden yaşlandı ruhum.
Büyümeyi istemedim ki ben.

Hammaddesi kasvet auramla gezerken,
Baharda güzü, güzde baharı özledim.

Ne istediğimi hiç bilmedim.
Sadece istedim.

Başka bir hayatı düşledim.
Başka bir beden içinde,
Başka bir ruh içimde…

Kaçmak istedim başka diyarlara.
En sevdiğim oyuncağım alıp yanıma.
Atlayıp bir trene dünyayı bitirmek istedim,
Atım olsun özgürlüğe koşayım istedim,
Alıp arkaya aşkımı
Motorla dünya turu istedim.

Bir gecede kurdum tüm hayatımı.
Hayal mimarıyım ben.
Ve aynı gecelerden birindeyim tekrar.
 Başladığım yerdeyim ellerim boş,
O geceden bir fark yok.
Yakındır deprem.
Hayallerim çürük,
Çöker.



Şeytanın Dostu




Bana geceleri verin,
Gündüzler sizin olsun.
Kendime olan nefretim
Kadere kızar,
Suratıma tükürür.
Nereden bileceksin ki
Kanatları koparılmış kuş musun sen?
Uçamadan nasıl özgürüm derim?

Rutubet doldursun odamı.
Ah, sen uslanmayan adam!
Kadın yollarında ölü ver emi..!
Tutsak mı edecekmiş beni yargılar?
Hah, der geçer götümle gülerim.
Taktım şeytanı koluma,
En kadim dostum benim…
Şerefe!
Sağlığına içiyorum şeytan.

Karanlıkta kaybolmak varken,
Güneşte çürümek niye?
Cehennem ayaklarımın altında!
Yukarı tırmanmak niye?
Şımartmalıyım kendimi
Kahkahalarda boğulayım.
Tükensin gözyaşlarım ağlamayım.

Kadın tadı olsun şarabımda.
Aman, uzak olsunlar ruhumdan!
Bedenimde yaşarım onları ben.
Her kadın kadın mıdır ki gözlerde?
Benim çıkıntım senin girintinse,
Bu mudur ki aramızdaki fark?
Kaburgamın kemiği küsmüş bana,
Makyajı akar, ağlamış yüzyıllarca.
O kadar tatlı ki!
O da bilmez ne istediğini,
Bana kusar huzursuzluğunu.

Zarafet kokuları gelince uzaklardan,
Afrodit koşar kollarıma.
Tenlere susamış tenler,
Arsızca cilveleşir titreyerek.
Diz kapaklarımın arkasında gizlidir,
Tatmadığım zevkler, sessiz düşler.
Bozulmasın monokrom dünyam.

Sen ne anasının gözüsün,
Gafil avladın beni yine.
Zehirlemişsin kanımı kanınla.
Hadi gel,
Küsme sarıl bana,
Filmi başa sarma zamanı…
Elmamıza kaldığımız yerden devam edelim.
O ağacın altında tekrar sevişelim.



Şizofren




Sen verdin de ben mi almadım?
Gözlerinde gördüklerim,
Acınası gençliğim…

Bilir miydim ki geleceğim geçmişimle el ele…
Uyarmadın be güzelim.
Söylemedin, “Bak,  patlar” diye...

Nasıl sığdırmışım kalbimi küçücük göğsüme?
Sen anlamadın ya başka kim anlar ki beni?

Gözlerimiz temas etse yeterdi,
Düşüncemizi okumak için.
Sözcükler gerekmezdi konuşmak için.

Kalbim pes etse, “Artık yoruldum.” dese,
Yanıma gelip bir dokunuş yeter.
İlk günkü aşkım gibi çarpar kalbim.

Garipmiş hayat, özenle yürümek gerekmiş.
Tek bir ‘hayır’ hayatları değiştirmeye yetermiş.
En büyük kanıtıyız biz bunun.

Bak gördün mü?
Sen orda, ben burada…
Sigarasızlıktan da kötü…
 Huysuzlaşıyorum kokun olmadan,
İçime çekmeden,
Başımı döndürmeden.

Başlamayım şimdi yine…
Anlat, nasıl gidiyor hayat?
Yıllar oldu,
Ne dedikodular birikti?
Burnundan nefret ediyor musun hala?
Neler değişti hayatında?

Beni boş ver sen.
Daha çok içiyorum artık,
Daha çok sarhoşum.
Biliyorum kızmıştın.
Ben de sana kızmıştım.

Aşkın bana yön verdi.
İşte bu hale getirdi.
Şikayetçi değilim, nankör de değilim,
Ama elimdekileri götürdüklerine değişirim.

Uzun zamandır yapmacık gülüşlerim,
Bakışlarım yapmacık, sözlerim yapmacık…
Neydi sendeki beni doğal kılan?
Çocukken olduğum gibi beni gamsız yapan…

Bu mu yani?
Biri gider,
Diğeri meyve vermeyen ağaç oluverir.

Hayat yolunda önüme çıkan bir virajdın.
Senden döndüm ben.
Ve yine söylüyorum,
Uyarmadın bu yol uçurumlara gider diye.

Cebimde kalan birkaç şarkı, birkaç anı…
Tüm sahip olduğum bunlar.
Reva mı onca şeyden sonra?
Kime konuşuyorum ki Allah aşkına?

Sensizlik başıma vurdu.
Nerdesin ki seni bulayım?
Şiirlerle konuşuyorum artık.
Sen söyle ne yapayım?
Şiir sensin,
Yokluğunda kiminle konuşayım?




20 Şubat 2011

Dünyayı Satan Adam

 
 
 
Karanlıklara sürün beni, cehenneme sürgün edin.
Yalnızlıklara boğun beni,
Umutsuzluğun yanına zincirleyin.

Erkekler abazan, kadınlar çiçek olsun.
Reerkarnasyonum olsun bok böceği.

Paramla ölçün değerimi,
Sakalımdan tanıyın beni, gömleğimden ya da…

Masumiyetimi alın, arsızlaştırın beni.
Genlerimle oynayın yapboz gibi.
Tanrı olun baştan yaratın beni.

Sorunlarda bulun beni,
Çözümlerde kaybedin.

Alın hayrımı görün hayatımın.
Büyük balıklar yaşasın hep
Küçükleri katledin.
Tek bir masum bırakmayın,
Yakın yıkın gözünüzü kan bürüsün.

Dünyayı satan adam ilan edin beni.
Ezin beni,
Linç edin gördüğünüz her yerde.

Saygınlığımı alın sırtımdan,
Sevgim size kurban olsun.

Göklerde arayın gerçeği,
Beni yerin dibine sokun.

Seçeneklerim olmasın yollarım olmasın
Beni ipin üstünde yürütün.
Hayallerim sizinkilere feda olsun.

Aşk mı dedi içinizden biri?
Alın o da sizin olsun.

Soyup soğana çevirin beni
Alın götümdeki donu.
Elim sikimde gezdirin beni.

Hala mı korkuyorsunuz varlığımdan?
Hayır öldürmeyin,
Kullanın beni.

Başladığım yere gönderin beni.
Dilinizde fıkra olsun acılarım.

Günahlarınızı satın bana,
Cennet sizin olsun.

Pucca pucca dolaşın aylak aylak,
Şancıların olsun arenalar.

Geleceğime çelme takın alay edin,
Zevklerimden mahrum edin.
 Sarhoş kafamı duvarlara çarpın.

Zararlıymış diye duydum,
Yasaklayın ayakta işemeyi.

Beni siz yönlendirin,
Beynimi sökün yıkayın,
Düşüncelerimi çalın.
Sonra beni görmezden gelin.

Ve sonunda o an geldi…
Görünmeyen zincirlerleyim şimdi.
Ve görünmeyen bir şey daha,
Öteki benliğim.

İşte orda götüyle gülen benim.
Tüm bunlara…
Yerlerde yuvarlanan…
Sizlere teşekkür ederim,
Özgürüm şimdi.






                      

19 Şubat 2011

Aldatıyorsan...


Eğer erkek aşık olduğu halde aldatıyorsa sadece fiziksel meraktır, geçici süreliğine başka bir sigara markası kullanmak gibi… Eğer kadın aşık olduğu halde aldatıyorsa ruhsal meraktır, kalıcı olarak sigarasını değiştirmektir ve o aşk tek taraflı da olsa bitmiştir. Kadının aldatması işte bu yüzden affedilemez.

Yalnızca bekaretini aldığı kadının aldatmasından korkar erkekler. Yalnızca gerçek aşkı taşıyan kadınlar korkar aldatılmaktan.







14 Şubat 2011

Erkek Adam

 


     Son derece sıkıcı geçen bir partinin ortasındaydım. En azından benim için sıkıcıydı. Ama yanımda duran, dili, sarışın bir fıstığın ağzının içinde olan adamın hiç de sıkılır gibi bir hali yoktu. Sıkıcı bir partiydi. Duran bir arabanın içinde beklemek kadar sıkıcı… Etrafımdaki onca insan kahkahalar içindeydi. Tamam, alkolün verdiği etkiyi yok sayamam ama hayatın diğer evrelerinde de aynı… İnsanların kahkahalarında mutluluk var. Bunu nasıl beceriyorlar?
      
     Yalnızlığım iki kilometre öteden belli oluyordu. Bağrışmalar, kahkahalar ve çalan müzik… Tek duyabildiğim bunlar. Ne işim var benim burada, diye geçirdim içimden. Amerikan filmlerinde dalga geçilip, sonu tatlıya bağlanmayan o ezik çocuğa benzetebilirdiniz beni sırtımı duvara dayamış, yalandan yere kafamı sallayarak müziğin ritmine katılırken. Cebimde olan elimle,  cebimdeki buruşuk sigara paketinin içinden bir tane çekip aldım. Sigarayı ağzıma götürürken tam o esnada gözümün önüne yanmakta olan bir Zippo fırladı. İrkildim ve kendimi korumak adına kafamı geri çekerken duvara vurmamla beraber saliselik bir an içerisinde aklımdan şimşek hızıyla geçen “acaba sövsem mi teşekkür mü etsem” ikilemindeki seçimim, karşımdaki güzelliği görünce teşekkür etmekten yana oldu.
      
     Halime gülüyordu. Ama daha çok çizgi filmde ayağı takılıp düşen karaktere gülen çocuk gibi. Dalga geçer gibi değil. Loş ortamın içinde inci gibi dişleri piyasaya çıkıyordu. Emici dudakları vardı. Ve sanki kız evden çıkmadan önce ileri seviyede telepati yapıp aklımı okuyarak saçlarını kafasının üstünde toplamış ve araya dağılmasınlar diye kalem sokmuştu. Bilirsin, ucuz erotik filmlerdeki kadın oyuncular gibi… Omuzları açık siyah bir elbise vardı üstünde. Hayır, aklındaki görüntüyü sil, tamamen açık değildi. Askıları vardı ve askının biri sanki bu güzelliğin önünde dayanamayıp aşağı düşmüştü. Saçları kızıldı, alev alev yanıyordu. Tıpkı vücudu gibi… Elbisenin dekoltesi oldukça dikkat çekiciydi. Ya da muhtemelen biraz aşağı kaydığı için göğüsleri daha çok “Ben buradayım.” diyordu. Ki bu durum hoşuma gitmedi diyemem.
     
     “İyi misin?” diye sordu o güzel yüzünü acımsar şekilde buruşturarak.
     “Erkek adama bir şey olmaz.” diyebildim. Tabi o anda yüzümde gülümseme vardı. O kadar da hanzo değilim.
     “Ama sana olmuş gibi. Büyük ihtimalle acıdan dolayı suratın buruş buruş ve hala kafanı ovuyorsun.”
     
     Elinden çakmağı aldım ve sigaramı yaktım. İlk nefesi çekerken içime dolan dumanın içindeki o dört bin çeşit zehrin hepsini ayrı ayrı hissettim. İşte bunu seviyordum.
     
     “Şimdi iyiyim işte.” dedim.
     Fazla sigaram olup olmadığını soran cümlesiyle başlayan muhabbet yarım saate yakın sürdü. Daha sonra ikimize de birer bira alıp bir yarım saat daha konuştuk. Son yarım saatte ikimiz de sarhoş olmuştuk. Aslında sarhoşluktan çok daha öte bir şeydi bu. Üç-beş birayla sarhoş olmam mümkün değildi. Hatta kafam güzelken daha önce hiç olmadığı halde o son yarım saatlik konuşmamızda beyin orgazmı bile olmuştum. Hem de birkaç sefer. Ve konuşmanın özeti ise, o 21. yüzyıl meleğiydi, bense çağın kovboyu… Diğer kızlar gibi değildi o. Hemen belli ediyordu kendini. Anı yaşıyordu. Oluruna bırakıyordu. İnceldiği yerden o kopartıyordu. Tıpkı benim gibi.
      
     İyice uçuyordum. Daha önce hiç uçmadığım kadar bu sefer gerçekten uçuyordum. Muhabbet sırasında konuyla alakasız şeyler hakkında düşünceler ve düşler kuruyordum. Arada bir salonun ortasında çökertmeyi andıran hareketlerle dans eden çocuğa kilitleniyordum. Hatta bir ara resmen saçmalayıp kendimi rezil ettiğimi ertesi sabah şu seslerle hatırlıyorum: ‘Hışır hışır hışır…’ Kız gülme krizine girdiği için ne dediğini tam olarak anlayamamıştım ama “Kriz mi geçiriyorsun?” gibi bir şey söylemişti. Şimdi daha iyi hatırlıyorum. Alkolün verdiği etkiyle içinde bulunduğum rüyada kitap sayfalarını çeviriyordum. Hatta elimle de hayali kitabı tutuyordum. Bir daha asla içmeyeceğim.
      
     Yüzümü yıkamam gerektiği nihayet anlayıp tuvalete yöneldim. Belki kusacaktım da. Etrafımda yüzlerce kişi varmış gibi hissediyordum çünkü artık çift görmeye başlamıştım. Müziğin ne olduğunu seçemiyordum ama sanki kulağımın dibinde hatta başımın içinde çalıyordu şarkı. Sarhoşken zaman çabuk geçer. Ne zaman geldim buraya, nerden geldik bu muhabbete, ne çabuk bitti bu şarkı, en çok kullandığım cümlelerdir sarhoşken. Tuvalete de saniyeler içinde gitmiştim sanki. Halbuki dakikalarca yerini aramış hatta birkaç kişiye sormuştum.
   
     Hatırlayabildiğim birkaç şey ise sağda solda sevişen çifter, susan bir kız, dans eden gençler… Sanırım bir de kedi gördüm. Hayal görmüş de olabilirim. Çeşmeyi açtım ve avucuma doldurduğum soğuk suyu yüzüme çarptım. Birkaç sefer tekrarladım bu hareketi. Aynaya baktım. Yüzüm kıpkırmızıydı. Gözlerim kısılıp çizgi haline gelmişti. Açmaya çalıştım gözlerimi ama tek yapabildiğim kaşlarımı kaldırabilmek olmuştu. Hatta birkaç dakika aynaya bakarak hiçbir zaman kaldıramadığım sol kaşımı kaldırmaya çalıştım. Gelenek bozulmamıştı. Sol kaşımdaki kaslar yine çalışmadı ve resmen bu yüzden orda oturup ağlayacaktım. Ama kaşım kalkmadı diye değil. Sadece gözyaşlarım birikmişti. Ağlamanın tuvalete gidip bir güzel boşaltmaktan bir farkı yoktu benim için.
     
     Kendime gelirim diye düşündüm ama gittikçe daha kötü oluyordum. Karşımda gördüğüm ilk kıza yazmaya karar verdim. Ve şanslıydım ki o gece partide pek de bacaklı bacaklı kızlar olmamasına rağmen karşıma bacaklı bir kız çıkmıştı. Kast ettiğim şey bacaklarının uzun olmasıydı. Severdim. Kız taş gibiydi. Afyon mermeri…
      
     “Merhaba bayan yardımcı olabilir misiniz rica etsem?”
     “Yapabileceği bir şeyse...” diyerek beni şaşırttı. Rol mü yapıyordu acaba?
     “Şu an gerçekten uçmuş durumdayım ve kayboldum. Arkadaşımın yanına götürseniz..?” dedim. Gülümsedi. Hoşuna gitmiş gibiydi ve gözleriyle takip et komutunu verdi. Teğet geçip yanımdan ayrıldı ve merdivene doğru gitti. Beni yukarıdaki odalardan birine atacaktı sanırım. Gitmedim. Bu kadar basit olmamalı. Kadınlar da, aşk oyunları da… Zorlamalılar. Ama şu da bir kesin ki kadınlardan gelen prim tadındaki davetleri hiçbir erkek unutmaz. Hangi erkek olursa olsun…
      
     Ben gitmedim diye şu an o afyon taşının başka bir erkekle olduğundan hiç şüphem yoktu. Bira içerken takıldığım kızın yanına gittim tekrar. Nasıl olduğumu sordu. Gerçekleri söyledim.
      
     “Erkek adama bir şey olmaz lafı dünyanın en büyük yalanı.”
     “Bu gece bana emanetsin.” dedi. Ağır sorumluluk almıştı.
     “Senin yüzünden sarhoş oldum. Ne yaptın bana sen?”
     “Güzelliğim seni sarhoş etti aslında. Yapacak bir şey yok.”
     “Ah, bunu yapma işte. Bir kadın kendine iltifat etmemeli. Ben neciyim burada.”
     “İltifatlarını gecenin ilerleyen saatlerinde evimde duymak istiyorum. Hem o zaman iltifat etmek için daha fazla bahanen olacak. Görsel açıdan…
     “Vaay! Güzel anlaşma. Kabul edildi.”
     “Hadi şu son biralarımızı içelim, çıkalım. Bunalmaya başladım burada. Sen içmeye başla şunu, geliyorum hemen, tamam?”
     “Çok bekletme, başkaları alır götürür sonra.”
      
     Gülümseyip yanımdan ayrıldı. Gidiş o gidiş. Gözlerimi açtım. Daha önce hiç görmediğim bir tavan ve abajur gözümüm önüne ilk gelendi. Sabah olmuştu. Güneş yarım açık kalmış perdenin arasından içeri tam da yüzüme vuruyordu. Kuşların çıkardığı ses dalgaları menteşesi kırık düştü düşecek pencerenin aralığından içeri giriyordu. Çeşit çeşit kuş sesi... Sanırım orman gibi bir yerdeydim. Kafamı sağa çevirdim. Yattığım yatağın hemen dibindeki küçük bir masanın üzerinde gümüş rengi ya da gümüş bir maşrapa gördüm. Bir umutla elime alıp içindeki suyu ağzıma döktüm. O kadar susamıştım ki suyu içmiyordum, adeta mideme deliksiz basket atar gibi döküyordum. Ayağımın ucunda duran yağdanlığa gözüm ilişti. Serseri gülüşü yüzümde oluştu. Gece demek ki yağ kullanmıştım. İğrençti ama hiçbir şey hatırlamıyorum. Tek bildiğim demek ki kayganlaştırıcı krem bulamadım. 

     Bazen gece beraber olduğum o melek yüzlü kadınlar ertesi sabah kalktığında o melek yüzlerinden eser kalmıyor. Hepsi mi külkedisi bunların da, saat on ikiyi geçince evrim geçiriyorlar. Umarım bu sefer öyle olmaz umuduyla yanımda uyumakta olan kızın boynuna yumuşak ama tahrik edici bir öpücük kondurmak için soluma döndüğümde… Öylece kaldım. Sonra başım sola kaydı. Tıpkı sahibinin ne yaptığına anlam veremeyen bir köpek gibi… Ve en kötüsü en son içtiğim biradan sonra gelişen hiçbir şeyi hatırlamıyordum. Buraya ne zaman geldin, nasıl geldim, burası neresi… Hiçbir şey bilmiyorum. Ve soruların en korkunç olanı ise yanımda yatan bu çıplak adam kim? Kimi geç, neden burada yanımda çıplak halde uyuyor? Şu anda bile gözümüm önüne gelince… Allah’ım..! Hayatımın en kötü anıydı. Yanımda bir de kitaptan yırtma bir kağıt parçası vardı. Ön tarafında sayfa numarası ve eksik bir cümle vardı. Arkasını çevirdiğimde ise bir not:
    
“Merhaba. Ben akşam konuştuğun şu sarhoş edici kız. İlginç daha isimlerimizi bile bilmiyoruz. Şu an yanında yatan adam akşam partideydi ve senden çok hoşlandığını söyledi bana. Bu yüzden yanına gelip nasıl bir erkek olduğunu anlamak için muhabbete girdim seninle ve senin o biçim bir erkek olmadığını anladım. Biz de mecburen birana ilaç katmak zorunda kaldık. Bu ilaç seni o kadar uyuşturdu ki hiçbir şey hatırlamayacak haldeydin. Kısaca seni tuzağa düşürdüm. Umarım eğlenmişsindir. Ne demişler, “tecavüz kaçınılmazsa, tadını çıkar.”
    
     “Sürtük.” diyebilmekti tek yapabildiğim. Kendimden utanıyordum. Hemen giyinip uzaklaştım o mekandan. Kendimi kadın gibi hissediyordum. Gece boyunca duygularıyla oynanıp, kandırılmış, sonra da bir et yığını gözüyle bakılıp faydalanılmış… Kadın olmak gerçekten çok zor… Ben de aynı durumdaydım o anlık. Geceyi sevişerek geçirdiği evden yürüyerek ayrılan bir kadından tek farkım, başımı önüme eğmeden ve kollarımı birbirine bağlamadan yürümemdi. Sahi, her kadın yaşıyor mu acaba benim yaşadığım bu durumu. Eğer öyleyse dünyaya erkek olarak geldiğime şükürler olsun. Her zaman dediğim gibi… Dünyaya kadın olarak gelseydim lezbiyen olurdum.

     Allah’tan geceyi dair bir yerden sonra hiçbir şey hatırlamıyordum. O yüzden kendimi toparlamam çok uzun sürmedi. Kısa sürede kendime geleceğimi evime dönerken anlamıştım. Hala erkek adamdım. Çünkü ellerim hala yağlıydı ve düzgün bir şekilde yürüyebiliyordum.



    

31 Ocak 2011

Sen




Sevişirken sevdik birbirimizi.
Kokularımıza aşık olduk.

Tanrıya inandık yaşarken birbirimizi.
Gözyaşlarımızı içtik.

Sonbaharda doğduk yeniden,
El ele uzandık ilkbahara.
 Zamana sövdük ayrılıklarımızda.

Sarılıp yatarken,
Uykuyu tattık ilk defa.

Geleceğimi gördüm gözlerinde.
Doğmamış çocuklarımı…

En güzeliydi paylaştığımız sigara,
En tatlısıydı tek şişeden içtiğimiz bira.

Kokun sindi yatağıma.
Uyuyamadım, yastığıma sarıldım yokluğunda.
Resimlerinle konuştum alıp karşıma.

Kasvet doldu odama,
Dışarı çıktım, dolandım biraz ılık güneşin alnında.
Ve yine aynı kasvet, çünkü sen yoktun yanımda.

Özlemeyi, hasreti öğrettin bana.
Ve her ne yaptıysan,
Kendimi buldum sonunda.